5 Nisan 2012 Perşembe

Serenade für Nadia...

Zülfü Livaneli'nin o dev eseri Serenad'ı okuyanlar bu ismi, öyküyü öylesine bilirler ki..

Bilmeyenler mi bilmeyenler de öğrensin diyelim o zaman..


Uzun zamandır kitap okumayan ben, can sıkıntısından almıştım bu kitabı elime , ama öyle bir sarmıştıki beni içine ayrılamadım.. Okudukça "Yok artık!" dedim. Bu kadarının yaşanmış olabileceğini tahmin etmemiştim, olayların sadece bir kurgudan ibaret olduğunu düşünmüştüm, gerçeklik varsa da belki biraz abartılmış olabileceğini ama bu kadar gerçek bir hikaye beklemiyordum.. Kurgu olan kısmın sadece isimler olması dışında şaşırdığım, hayrete düştüğüm ve içimin kan ağladığı gerçekleri öğrendikçe o çok övündüğüm gururlu tarihimle hala övünmeye devam ederken, bu olaylara nasıl izin verildiğini anlayamama nın şaşkınlığı içerisinde bitirdim bu kitabı...

Ermeni tehciriyle başlıyordu bu kitap, soykırımı demiyorum , soykırımı kabul edenlerden ve edecek olanlardan da değilim çünkü.. Evet bu tehcir kanunun çıkması çoğu Ermeni için felaketle,ölümle , tecavüzle ve daha beter birçok şeyle sonuçlanmıştı. Peki bu soykırımı iddia edenler Türk milleti'ne yapılan aynı işkenceyi neden kabul etmiyor? Sesini çıkarmıyor? Ki Ermenilere yapılanların sorumlusu evet bir yerde bu tehcir kanunundan doğsada bunları yapan bizim halkımız değil. Aslında ayrımcılığa girmek de istemiyorum, benim halkım senin halkın gibi ayrımları hiç yapmak istemiyorum. Son bir kaç yazımı okuyanlarda insan olmak üzerine ne kadar çok durduğumu göreceklerdir. Buna da öyle bakıyorum her ne kadar geçmişimizde böyle olmasa da..
 



Ve devam ediyor "Mavi Alay" la .. Ermeni Tehcirini bilmeyen yoktur, ya da en azından duymayan yoktur diyelim . Ancak Mavi Alay'dan bu kitapta haberim olmuştu benim. Onun için Değinmek isterim.. 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın yanında savaşmaya zorlanan Kırım Türkleri, Almanya'nın savaşı kaybetmesi üzerine Almanlarla birlikte kaçarlar ve Mavi Alay'a katılırlar.. Ve ardından Sovyet Sosyalist Cumhuriyet'i tarafından öldürülmek üzere çağırılı 8 bin Kırım vatandaşı... Türkiye'ye doğru yol alırken +bini nasıl olsa öleceğiz , diyerek kendilerini nehre atıverir.. Ve geriye kalan 4bin artık Türkiye'dedir. Onlar Biz de Türk'üz , Türkler bizi kurtarır umuduyla beklerken, Hiçbir şey yapılmaz, kapalı araçlara istiflenmiş şekilde yığılan bu +bin kırım askeri Sovyet Rusya'ya gönderilmek üzere yola çıkarılır. Ve gene bir nehir.. Burada da neredeyse yarısı nehre atlar gene aynı düşünce ile.. Peki ya geri kalanlar? Sınıra geldiklerinde öldürülürler..




Hani hep milliyetçiliğimizle öne çıkarız, Tarih derslerinde hep milliyetçiliğimiz anlatılır bize, milliyetçiliğimiz, osmanlıcılığımız v.b. akımlar sayesinde kazandığımız savaşlar anlatılır. Peki bu nedir? Bizim isteğimiz üzerine Almaya'nın yanında savaşa katılan Kırım Türkleri, bile bile ölüme uğurlanırken, Milliyetçiliğimiz nerede? Hadi Ermenileri, İngilizleri ve diğer ülkeleri izledikleri çeşitli siyasi politikalardan, savaş durumunda, bağımsızlık kazanma savaşından , ondan, bundan, şundan ötürü , en baştada savaşta olmaktan ötürü ölmek ve öldürmek durumunu kabullenebilirim. Ama bunu kabullenemem! Türklüğüyle övünen bir milletin, Kendi milletinden olan insanları bile ile ölüme göndermesini kabullenemem. Belki burdan benim Türklük düşüncesine karşı çıktığım gibi bir yorum çıkaranlar olabilir, ama Atatürk'ün de dediği gibi, Kendini TÜRK hisseden herkes gibi ben de "Ne mutlu TÜRK'üm diyene !" sözlerini yürekten söyleyenlerdenim, ancak tarihimizdeki böyle bir durumu kabullenmemi beklemeyin benden, o anki savaş psikolojisini, şartları bilemem, Türk Milleti'nin savaşa girmek istememesi dışında. Evet belki de savaşa dahil olmak istemediğinden dolayı onlara sahip çıkmadı ama o zaman en başta Starlin'in baskısı altında olan Kırım Türkleri'ni savaşa katmak yerine , başka bir yöntem izleyerek koruyabilirdi, onu da yapmadı.. ? Buna rağmen kabullenmeli miyim sizce?


 Ve kitapta anlatılan bir diğer olay .. Yahudi soykırımı mı demeliyim katliamı mı bilemiyorum. Herkesin dediği gibi belki Adolf Hitler'in KAVGAM kitabını okuduğumda bu soykırıma ara ara hak verecek olabilirim, ama okumadan bunu yapmayacağım. Çünkü ben gene insan olarak bakıyorum onlara, kimliksiz olarak.. Ve bugüne kadar bu kitabı neden okumadığımı da artık öylesine düşünüyorum ki en yakın zamanda başalyacağım.
 Kitaptaki kurgu olan aşk hikayesiyle birleştiğinde bu olay daha etkileyici oluyor. Ve okumayanlar için değinmek isterim.












Maxmillian Wagner bir profesör. 1939-41 yıllarında İstanbul'da yaşamış ve 59 yıl aradan sonra İstanbul Üniversitesine gelen Alman asıllı Amerikalı bir profesör. Yahudi Soykırımı olduğu zaman içerisinde Einsten'ın mektubu üzerine Atatürk, Almanya'da yaşayan Yahudi Profesörleri Türkiye'ye getirtir. Max. ın gelme nedeni ise başkadır. O, Yahudi bir kızı, Nadia yı sever ve ona Alman asıllı bir kimlik çıkarırlar Deborah Nadia Wagner. Ancak araştırmaların yoğunlaşması üzerine Almanya'da yaşamaları zorlaşan bu çift İstanbul'a gelmeye karar verir. Almanya sınırından geçerken Nadia yı Naziler trenden indirir ve toplama kampına götütür. Nadia hamiledir.. İstanbul'a gelen Max. eşinden haber almaya çalışır, iyi oldupunu, çocuklarını kaybettiğini, bir toplama kampında olduğu öğrenir. Ve daha sonra  eşi için bir vaftiz belgesi çıkartır ve bu kampa ulaştırır. Vaftiz belgesi çıkarılan Nadia , kendi memlekitine Romanya'ya gönderilir. Bir süre mutlu bir şekilde, nazi işkencesinden kurtulmuş olarak yaşayan Nadia, Romanya'nın Almanya ile anlaşması üzerine Romanya'da başlayan Yahudi kıyımından kaçmak isteyenler arasında bulunur. Max ın biriktirip gönderdiği bir miktar parayla o gemiye- felaketlerin gemisine- STRUMA'YA binen binlerce insandan birisidir. Ve gemi arızalanır , zar zor İstanbul' a çekerler. Bu gemi aslında Filistin' e gitmek için yola çıkmıştır ve gemideki hiçbir insanın inmesine izin verilmez. Max çabalar, "Eşim zaten İstanbul'a gelecekti, İndirin onu !" der. Ama yanıtlar hep olumsuzdur.. "Böyle bir yetkimiz Yok!." Gemi orada günlerce tamir edilmeyi bekler. Hareketine izin verilmez, Çünkü İngilizler baskı yapıyordur, Romanya da Almayayla anlaşma halinde olduğu için onları geri istemez. Günlerce o gemide aç,susuz duran insanlar ölüme terk edilmiş vaziyette bekelrken bir gün Şile taraflarına çekilirler.. Ve sonları olur! Sovyet birlikleri oradaki 769 insanın canına kıymıştır... GEMİYİ PATLATMIŞLARDIR... Max. da bir tanecik eşi, sevgilisi, onun için beste yaptığı biricik Nadia sını kaybetmiştir.. 



Bu olaydan Max ve Nadia ile olan kısmı çıkarırsak gerisi tarihin bir gerçekliği.. Çoğu Yahudinin bu kıyımdan vaftiz belgesi çıkartarak kurtulduğu, Romanya'nın Almaya ile anlaşma yaptığı.. Ve en önemlisi de Struma olayı... Bir gemi , çalışması imkansız bir gemi, öncelikle canını kurtarmak isteyenlerin varını yoğunu verdiği , lüks sandığı, çok çocuklu olanların , çocukları arasında yeterli paraları olmadığı için tercih yapmak zorunda kaldığı o gemiyle başlayan ümitleri, gemiyi gördüklerinde yerle bir olmuştu zaten, Ve arıza sonrası İstanbul'a çekilmesi ama gemiden inmelerine dahi izin verilmemesi, denize atlayarak kurtulmak isteyen iki kişinin de daha sonra yakalanıp gemiye tekrar teslim edilmesi.. Hastalıkların artması üzerine sadece Türkiye'de olan yahudi birliklerinden gelen yardımların kabul edilmesi, onun dışında oradaki insanlar için hatta çocuklar için bile bir şey yapılmaması .. Nasıl seyirci kalınabilir böyle bir şeye ? Kimse kalkıp da bu sisteme itiraz etmez mi? Hangi insanlık buna boyun eğebilir? Hangi insan buna sessiz kalır.. Ben kalamam, ağzım, dilim hatta gözlerim bile sussa, yüreğim susmaz ki bu olaya.. Bu satırları okuduğumda gerçek olmamasını o kadar istedim ki .. Ama araştırmalarım beni o kadar şaşırttı ki.. Ve insanlık denen kavramın aslında hiç var olmadığını farkettim...



4 yorum:

  1. Bende okudum bu romanı ve beni derinden etkiledi . Gerçekten güzel yorumlamışsın bu romanı . Kitapta Max ve Nadia ' nın aşkı değil sadece Struma olayı da değil . Hepsi Kırım Türkleri , Ermeniler ... Beni gerçekten büyüledi .

    YanıtlaSil
  2. tarih in acı sayfaları... teşekkürler

    YanıtlaSil
  3. Gece yarısı simdi kitap bittiğinde halen düşünüyorum. Nasıl bu kadar muhteşem bir kitabı daha onceden okumamışım. Son derece akıcı ve etkileyici. Sanki kahramanlarla tarihi birlikte yaşamış gibiyim. Çok teşekkürler Zülfü Livaneli.. yüreğine emeğine sağlık..

    YanıtlaSil
  4. Kitap okumaya bu alışkaklığı edinmeye yeni başladım denebilir. Ancak Allah ömür verirse hayatım boyuncada okumayı düşünüyorum. Böyle bi eser böylr bi konu bu kadar iyi anlatılabilirdi. Teşekkürler Livaneli... Ufkumu genişlettiğin yaşadığım coğrafyayı tanıttığın için SAĞOL :)

    YanıtlaSil